futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Şubat 2011 Çarşamba
Hak Mahrumiyeti Sorunsalı
Yine futbol az konuşulmaya başladı. Gündemde yine yöneticilerin, teknik adamların basın toplantıları, hakem ve Federasyon eleştirileri var. Takımlarının başarısızlığını başka yerlere çekmeye çalışan, kalbi takımları için atan taraftarlarının gözüne perde çekmeye, kendi beceriksizliklerini örtmeye, güneşi balçıkla sıvamaya çalışanlar var.
Bu ülke bu filmi çok gördü ; o kadar ki artık bu basın toplantıları tahmin edilebilir, ne zaman kimin yapacağı belli olan rutinler haline geldi. Sezonun ilk devresi bittiğinde sıralamada en altta olan, şampiyonluk şansından uzaklaşan büyük takımlar ikinci yarı başlamadan bir basın toplantısı düzenler ve hakemlerle federasyonu eleştirirler. Bu artık takımların devre arası kampı kadar olağan ve rutin bir gündem maddesi. Her sene aynı senaryoyu farklı renkler ve yüzlerle izliyoruz, dinliyoruz , peki sıkılmıyor muyuz?
Fenerbahçe'nin kendi aleyhine yapılan hataları topladığı videolu basın toplantısıysı aklıma gelen ilk örnek..Sanırım 2007-2008 sezonuydu.
Adnan Polat son 3 yılın felaketlerini her sezon en az bir toplatıyla hakemlere çakmaya çalıştı. Aman Ha, üstümüze gelmeyin, büyüklüğümüzle baş edemezsiniz dedi..
Yıldırım Demirören de harcadığı dolarlar puan getirmeyince Serdar Adalı'yı yolladı en son basının karşısına. Utanmadan, çekinmeden, tüm futbolseverleri ama özellikle kendi taraftarlarını aptal yerine koyarcasına "Hak-Hukuk" edebiyatı yaptı. Hakem Karabük'ü mü, Beşiktaş'ı mı yaktı, cevabı herkes biliyor, ondan bahsetmeye bile gerek yok. Ama daha önemlisi, provokasyonun en büyüğünün yapıldığını görmezden gelemeyiz. Fenerbahçe maçında stad dışında yaşanacaklardan sorumlu olmayacağız dedi ; "Neden sorumlu olacaksınız be adam?" diyemedi bir basın mensubu da.
"Soyunma Odası'na inilecekse, inmenin kralını biz yaparız" dedi ; "Kimse Patagonya'da mı yöneticisin be adam?" demedi..
Burada, problem Federasyon'un "Hak Mahrumiyeti" konsepti. Tamamen yanlış ve bütün bu saçma açıklamalrın yapılmasının nedeni bu yasa. Serdar Adalı çıkıp bu kültürsüz, spordan ve ahlaktan uzak, provokatif açıklamayı yaptığı için sadece belirli bir süre şahsi Hak Mahrumiyeti cezası alacak. Yani, protokole, Şeref Tribününe giremeyecek ama tribünde, locada veya herhangi bir yerde maçını yine stadda izleyebilecek.
"E kim ne ceza aldı bu işten o zaman ?"
Hiç..
Serdar Adalı konuştu, kamuoyunun gündemini 100 milyon Euroluk Beşiktaş'ın 10 milyonluk İBB ve Karabük maçlarındaki başarısızlığından, bu sezonun tamamındaki sefil performansından uzaklara çekti, kendi seyircisini provoke etti, hakemleri ve Federasyonu tehdit etti ; sonra sadece protokole girememekle kaldı..E bu da ona ödül aslında. Şeref Tribünü'nde şerefli ve ahlaklı insanlar da var ; onların yanında rahat edemez ki bu adam ve bunun gibiler. Küfür yok, kavga yok, mecburen centilmen olacaksın falan..Zor işler, öyle bünyede o tayt araya kaçar!!
Peki, bu adam Beşiktaş'ın yöneticisi değil mi? Yani, Beşiktaş Kulübü'nü temsil etmiyor mu? O zaman, bu hak mahrumiyeti cezalarını kulübe de ucu dokunacak, kulübün de ceza çekeceği bir formata sokmak gerekmez mi?
Yeni "Sporda şiddet" yasasında seyirciyi galeyana getirecek konuşmalar yapan yöneticiler hakkında da soruşturma açılması öngörülüyor ancak bu da yetmeyecektir. Tek çözüm, yöneticilerin temsil ettikleri takımların da sorumlu sayılmaları ve para, saha kapatma ve seyircisiz oynama gibi cezalar almasıdır..
13 Ekim 2009 Salı
Devler Ligi'ne Var Mısın Yok Musun ?

Acun'un yeni projesi Devler Ligi bu pazar start aldı..
Acun'un futbol camiasındaki eski yeni herkesle yakın olduğunu hepimiz biliyoruz. Hatta Rıdvan Dilmen, NTV ekibi, Arda Turan ve birçok ünlüyle fırsat buldukça gece 3-4 gibi uçuk saatlerde halı saha maçları da yapıyor. Bu proje de o maçların sonrasında limonata içip serinlerken çıkmıştır diye düşünüyorum. Çünkü adam medyada o kadar kuvvetli ve Türkiye o kadar Acun'un ağzının içine bakıyor.
Şimdi ; projenin kurgusu ,içeriği, çekimleri, kastı vs... ;bunlarla hiçbir sorunum yok. Hepsi dört dörtlük..
Ama; fikir genel olarak çok boş! Yani , aralarında halı saha maçı yapan 40 - 50 yaşlarında bir grup eski futbolcuyu izlemek prime time için ne kadar ilgi çekici olabilir ki?
Anneleriniz izlemek ister mi mesela ? Genel olarak kadınlar ? Futbolu sevmeyenler ?
Benim için ilginç olabilir ; ben o adamları futbol oynarken de izledim, bakalım ne hale gelmişler diyebilirim ama hedef kitle bayağı zayıf bence..
Olayın en çok kazananı bence Nike. Tüm takımları tepeden tırnağa giydirip futbol ürünlerinin geniş bir reklamını yapıyorlar.
Bir kazançlı da orada oynayan eski futbolcular!! Hiç yoktan halı saha maçı yapıp ceplerine milyarlar koyuyorlar. Maç başı galibiyet primleri var her maça..Bir de kazanan takımın her oyuncusu 100'er milyar alacak.
Beni de bir takıma alsalardı yaw !
Bir de, magazinsel bakalım ;
En magazin oyuncu : Tabii ki Tanju Çolak !

Sahada hiçbirşey üretemediğinden olsa gerek sürekli kameralara oynuyor. Kendi takım arkadaşlarına , Erman Hoca'ya, herkese bilinçsizce bağırıp duruyor.
En kıro karakter : Erman Toroğlu !
Hakemliği zamanında oyuncularla da böyle iletişim kuruyorsa ; dayak yemeden hakemliği bırakması mucize olmuş.

Hala Bitmeyenler : Oktay Derelioğlu , P.Van Hooijdonk gayet iyi durumdalar ama çiseler gibi yağsa da Sergen bir - iki hareketle insanı hala mest edebiliyor.
25 Eylül 2009 Cuma
Profesyoneller

Futbolcunun işinin doğal bir parçası,gereğidir kamp..Sezon öncesi, devre arası ve Milli Takım'ın katıldığı yaz dönemindeki uzun dönemli kamplar ,bir de her maçtan önce hocanın takdiri , maçın önemine göre değişen bir - iki gecelik kamplar..Biz Türkler bunu böyle gördük , böyle öğrendik ve kabul ettik.
20-25 yaş arası 25 tane adam , bunlara teknik heyet, idari ekip gibi staff üyelerini de eklersen 40 civarı adamın birarada yaşadığı,tesislerdeki odalarında belli kurallar çerçevesinde geceledikleri ve sabahta tekrar bir yere kaybolmamış olarak doğru zamanda doğru yerde olabildikleri izci kampından hallice ama o mantıkta bir aktivite..

Oyuncu milletini kendi haline bıraksan mutlak bir arıza çıkar; en iyisi hepsi dizimin dibinde dursun zihniyeti;
Bunlar şimdi akşam karıya kıza gider ; dur ben bunları birarada tutayım kafası ;
Alkol alır, sapıtır , uykusuz kalır, yorgun düşer mantığı ;
Ya da bunların hepsi..
Ama sonuçta bizde hep var olan, doğal olan ve hiç tersi düşünülüp sorgulanmamış bir olgu..
Şimdi tersini yapan ve yaşayan birileri var ;
Onlar sezon başından beri lig ve Avrupa'da oynadıkları 13 resmi maçtan önce hep evlerinde uyumuşlar ; eşleriyle kalmışlar ;
Hiç maç öncesi kampı yapmamışlar ;
Belki bu sayede hep beraber tıkılıp kafayı maça takmamışlar, gerilmemişler ;
Belki aralarında gruplaşıp ,gereğinden fazla konuşup takım içinde huzursuzluk yaratabilecek durumlara sebep olmamışlar,
Profesyoneller oldukları için ertesi gün işlerini iyi yapmaları için yapmaları gereken şeyleri kendiliğinden zaten yapmışlar ,
Ertesi gün de sadece maça çıkıp işlerini yapmışlar ;
Sonuçta da 11 galibiyet , 2 beraberlik almışlar..
Galatasaray'da Rijkaard'ın gelmesiyle maç öncesi kamp dönemi sona erdi ,
Ama bundan bahseden henüz yok..
Farkında olan var mı ?
25 Ağustos 2009 Salı
Sporun Melodisi

Spor ve müzik..Türkiye'de çok da biraraya gelmeyen bir ikili..Servet'in türküleri ile Ümit Davala'nın rap albümü var hafızamda içiçe geçen bu iki dünyadan..

Rijkaard'ın Galatasaray'ın başına geçmesiyle bu konu tekrar ısındı. Rijkaard rock seviyor, hatta grunge. Nirvanacı, Pearl Jam'ci..Çalıştırdığı takımlara da belli bir müzik kültürü aşılamaya, en azından müziği soyunma odasına sokmaya uğraşıyor. Kazanan takıma Smells Like Teen Spirit , kaybedene Radiohead. Müzik ruhun gıdasıdır tabii de, maçtan sonra Sabri'yi de müzikle beslenirken hayal edemedim bi, hele de rock müzik ezgileriyle..Amaç, müziğin maçın gerginliğini, ekstra psikolojik yükünü almasıysa vücuttan, bizim futbolcuların vücudunda hayat bulması zor bu düşüncenin. Ateşliyiz biz halk olarak, heyecanımızla varız ,onu açığa çıkarabildiğimiz zaman başarılıyız.
Bir de, takımlarla özdeşleşen sanatçılar var. Bizde Fenerbahçe'nin Athena'sı, Kıraç'ı, Beşiktaş'ın Mustafa Sandal'ı, Serdar Ortaç'ı var; Galatasaray'ınsa Kenan Doğulu'su..
Global taraftar sanatçılar da var tabii; Oasis mesela; sağlam bir Manchester City taraftarı Noel ve Liam Gallagher kardeşler. Her fırsatta City maçlarına giden ikili, aynı zamanda demeçlerinde de Manchester United'ı hedef alan açıklamalar yapıyorlar. City taraftarları da Oasis şarkılarından tezahürehatlar yapıyor , onların şarkılarını dinliyor , albümlerini alıyor.

Aslında sanatçı tarafından bakınca da hassas bir denge var. Bir takımın sempatizanı olmak ve bunu açıkça ilan etmek, o takımın taraftarlarını kendi tarafına çeker ama bir yandan da rakip takımın taraftarlarını da senden uzaklaştırır. Galatasaraylılar Athena'yı bağrına basmaz mesela, ama Fenerliler müziğini sevmese de sempati duyabilir..
Müzik-spor ilişkisinin önemli ayaklarından biri takımlar için yapılmış ve özdeşleşen şarkılar..Tabii ki, Liverpool taraftarının dilinden tüm dünyanın öğrendiği "You'll never Walk Alone " (Asla Yalnız Yürümeyeceksin) bu konuda en önde gelir. İstanbul'daki efsanevi finalden sonra Olimpiyat Stadı'nı dolduran 40.000 Liverpool taraftarının ağzından da bu marş dökülüyordu. Bir de Queen'in "We are the Champions" 'ı..Ulusal, mahalli, yerel hangi kupa varsa kazanıldığı anda stadın hoperlörlerinden bu şarkı çalar. Atkılar çıkar , bayraklar dalgalanır..Kopenhag geldi bir an aklıma, Popescu'nun penaltısından hemen sonra gözyaşıyla karışık, kısılmış sesimin son damlasıyla haykırıyordum..İşte müzik sporun bu kadar içinde..
30 Mart 2009 Pazartesi
Penaltının Matematiği

Bilim adamları var ya , hani şu bizim için herşeyin herşeyini hesaplamaya çalışarak ömür geçiren adamlar..Tahminimce hesaplanacak şeyler , keşfedilecekler azalmış ki, bu sefer oldukça ilginç birşeye kafa yormuşlar!
Mükemmel penaltı nasıl atılır ?
Yetenek , tecrübe , baskı altına hareket edebilme yeteneği vs. gibi gerçek faktörler bir yana bırakılsın, aşağıdaki adımlar izleseydi Roberto Baggio Dünya Kupası Finali'nde kaçırdığı o penaltıda Taffarel'i mağlup edecekti ;
- Vuruşun hızı en az saatte 65 mil olmalı
- Top tam olarak üst direkle yan direğe 50'şer cm.'lik bir mesafeden kaleye girmeli
- Oyuncu topa 5 - 6 adım attıktan sonra vurmalı
- Topa geliş açısı 20 - 30 derece civarı olmalı ;
Tamam da bunları hesaplayabilmek için futbolcunun önce matematik mühendisliği diploması alması, geometride uzmanlaşması ve yanında iletki , gönye tarzı aletler taşıması gerekir.
Bilim adamlarına sesleniyorum ,bırakın bu işleri..
23 Mart 2009 Pazartesi
2009-2010 formaları
Forma önemlidir..Taraftarlar yeni sezon formaları ile ilgili heyecanları daha geçmeden, bir sonraki sezon ne giyeceklerini merak etmeye başlarlar.
Bir sonraki sezon formaları da ne yapılırsa yapılsın bir şekilde basına sızar ve aylar önceden tartışmaları başlar.
Yine büyük takımların önümüzdeki sezon formaları da ortalıkta dolaşmaya başladı..
İşte Barcelona'nın önümüzdeki sezon deplasman forması;

Manchester United da 1909 yılında FA Cup'ı ilk kez almasına ithafen aşağıdaki formayı kullanacakmış :

İngiltere Milli Takımı 2010 Dünya Kupası'nda bu formayla oynayacak ;

Son olarak Liverpool'un önümüzdeki sezon giyeceği deplasman forması ;

Özellikle Manchester United'ın forması bayaa tartışılır, ne dersiniz..
Bir sonraki sezon formaları da ne yapılırsa yapılsın bir şekilde basına sızar ve aylar önceden tartışmaları başlar.
Yine büyük takımların önümüzdeki sezon formaları da ortalıkta dolaşmaya başladı..
İşte Barcelona'nın önümüzdeki sezon deplasman forması;

Manchester United da 1909 yılında FA Cup'ı ilk kez almasına ithafen aşağıdaki formayı kullanacakmış :

İngiltere Milli Takımı 2010 Dünya Kupası'nda bu formayla oynayacak ;

Son olarak Liverpool'un önümüzdeki sezon giyeceği deplasman forması ;

Özellikle Manchester United'ın forması bayaa tartışılır, ne dersiniz..
Uzun Vadeli Planlar

Liverpool muhteşem bir dönem geçiriyor. Bir hafta içinde dünyanın en iyi 5 takımından ikisi; Manchester ve Real'e içerde dışarda 4'er atmışlardı , dün de Aston Villa'ya 5 attılar. Şu anki tek problemleri teknik Direktörleri Rafael Benitez'in kontrat uzatma görüşmeleri. Onu da taraftar çözmüş yukardaki pankartla. Benitez, maçtan sonra yaptığı açıklamada, kafasındaki karmaşık düşünceleri Liverpool'un içerde, dışarda tüm maçlarında stadyumda gördüğü yukarıdaki pankartın sildiğini söylüyor ;
"Her Zaman Mümkün"
Toplum olarak uzun vadeli planları sevmiyoruz. Böyle bir kararlılık, disiplin ve en önemlisi sabrımız yok. Her yeni gelenden hemen başarı bekliyoruz. Gelecek dönemde daha istikrarlı başarılar elde etmek adına bugün yapılması gereken hiçbirşeyi yapmıyoruz, yapana da yaptırmıyoruz.
Alex Ferguson Manchester United'da 22.senesini doldurdu. Arsene Wenger de Arsenal'in başında 14.yılında..

Manchester'lı bir gencin tanıdığı bildiği tek teknik adam Sir Alex. Hep mi şampiyon oldu? Hep mi başarılıydı? Şöyle bir saptamada bulunayım ; Ferguson'un Manchester'ın başındaki 22 yıllık dönemde galibiyet oranı %57. Yani, SIR Alex bile takımının başında çıktığı her 2 maçtan birinde puan kaybetmiş. Manchester United'ın baçına geçtiği 1986'dan 1993'e kadar; yani 8 sezon şampiyonluk yaşatamamış , o dönemde sadece 1990'da bir tane Kupa Galipleri Kupası almış. Türkiye'de bir teknik adamın başarı kredisi veya onun için bir karar verilmesi için gereken süre ise 8 maç bile değil..Bunu da geçtim , başarılı bir teknik adamın bile 8 aylık ömrü garantide değil.
Burada bir yanlışlık olduğu , bu yanlışlığın da bizim kafamızda olduğu apaçık. Sürekli köklü yapısal değişiklikler yaparak istikrarlı başarılar elde etmek mümkün değil. Bunun saha tarafını geçtim , ekonomik olarak kuvvetli bir yapı sağlamak da mümkün değil. Her yeni teknik kadro kendi transferlerini yapmak ister, kendi ekibini getirir , kendi malzemelerini ister vsvsv..Eskinin kalanlarının tazminatı , bedelsiz gönderileni falan da eklersen her sene kulübün tapusunu verirsin demektir.
Uzağa gitmeye gerek yok..Kendi ülkemizde başarı diye adlandırdığımız tüm olaylar da istikrarı yakalayabildiğimiz az zamana denk gelir. Galatasaray'ın 2000 başarıları, Fatih Terim ve yönetim kurulunun 4 yıllık çalışmalarının meyvesiydi. Keza Milli Takım'ın başarıları da Piontek'ten itibaren devam eden bir ekip çalışmasının ürünü..
Yönetimler, kendi başarılarının anahtarının da uzun vadeli planlardan geçtiğini artık anlamalı. Altyapısı olmayan başarıların bugünü kurtarırken, yarının hedeflerini, beklentilerini büyütmekten ve takımı daha büyük bir kaosun içine atmaktan başka bir işe yaramadığını görmeli..
12 Mart 2009 Perşembe
Hamburg'lu Doğmak , Hamburg'lu Ölmek

Galatasaray'ın UEFA Kupası 4.turunda karşılacağı Hamburg, dünyada kendine ait mezarlığı olan tek kulüp. Stadın yanında bulunan ve 500 Hamburg taraftarının en uzun uykularına yatabileceği mezarlık 2008 Eylül ayında açıldı. Değişik bir aidiyet hissiyatı uyandırsa gerek..
Demeye dilim varmıyor ama acaba bu turun sonunda içerdeki nüfus artar mı??
25 Şubat 2009 Çarşamba
Relegation Release Clause

Championship Manager'ın hayatımıza kattığı kavramlardan biridir "relegation release clause" ;
Meali ; "küme düşme halinde serbest kalma" olarak düşünülebilir..
Middlesborough'da oynayan Tuncay Şanlı'nın kontratında da bu madde var..
Enteresan bir durum akla geliyor tabii ki. Kontratında böyle bir madde olan bir futbolcu , takımının küme düşmesi halinde, oynadığı takımdan daha iyi takımlara bedelsiz olarak transfer olabilme şansını yakalıyorken nasıl bir halet-i ruhiye ile sahaya çıkar? Kişisel çıkarlarını mı düşünür yoksa takımı kümede kalsın diye terinin son damlasına kadar mücadele eder mi?
Tuncay Şanlı'yı iyi tanırım ,o her halükarda sahada ahlaklı mücadelesini sonuna kadar sürdürür..Yetmez de takım düşerse , o zaman yolun açık olsun Tuncay..
22 Şubat 2009 Pazar
Skibbe'nin İstatistikleri

Steau Bükreş'e elenerek Şampiyomlar Ligi tarihinde ilk kez öne elemede kupaya veda edilmesi ;
Kayseri'nin tarihinde ilk kez Sami Yen'de puan alması;
Sivas'ın Galatasaray'ı tarihinde ilk kez yenmesi,sonra da ilk kez kupadan elemesi;
Antalya'nın tarihinde ilk kez sahasında Galatasaray'ı yenmesi ;
11 yıl sonra Galatasaray'ın sahasında 5 gol yemesi...
Bir oyuncudan lig tarihinde ilk kez 4 gol birden yenmesi ;
İşte bu tarihi ilkler hep Herr Skibbe'nin döneminde yaşandı..
Alman Hoca geriden tarih yazdı..
Aragones'in Kozu

Aragones'in en güvendiği oyuncusu "o"..
Koltuğu her sallandığında devreye giren ;
Başı her sıkıştığında imdadına yetişen ;
Evet , Fenerbahçe teknik direktörünün en güvendiği isimden bahsediyorum ;
HERR SKIBBE!!
19 Şubat 2009 Perşembe
Babalar ve Oğullar #2
Adını 80'lerin efsane orta saha oyuncusu Uruguay'lı Enzo Francescoli'den almış..
Yeteneğini ise bir başka efsaneden , babası Zinedine Zidane'den.
Enzo Zidane'ı izliyoruz. Babasının takımı Real Madrid formasıyla , kolunda babası gibi kaptanlık pazubandıyla. El Classico'da boy gösteriyor.
Yine dibine düşmüş meret!!
Yeteneğini ise bir başka efsaneden , babası Zinedine Zidane'den.
Enzo Zidane'ı izliyoruz. Babasının takımı Real Madrid formasıyla , kolunda babası gibi kaptanlık pazubandıyla. El Classico'da boy gösteriyor.
Yine dibine düşmüş meret!!
Babalar ve Oğullar #1
Yaşayan bir efsane Paolo Maldini..
O da babası Cesare Maldini ile birlikte futbol oynama şerefine erişmişti..
Bu da Daniel Maldini ; Paolo'nun 5 yaşındaki oğlu. Maldini'lerin 3.kuşağı.
Milan'ın 2007 yılında San Siro'daki Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu kutlamalarında çekilen bu görüntülere bakılırsa ; babası bu sezon sonu bıraksa da Maldini soyadı kupalar kaldırmaya Daniel ile daha uzun yıllar devam edecek. Seedorf'un ayağına kayış stili size kime hatırlatıyor ??
O da babası Cesare Maldini ile birlikte futbol oynama şerefine erişmişti..
Bu da Daniel Maldini ; Paolo'nun 5 yaşındaki oğlu. Maldini'lerin 3.kuşağı.
Milan'ın 2007 yılında San Siro'daki Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu kutlamalarında çekilen bu görüntülere bakılırsa ; babası bu sezon sonu bıraksa da Maldini soyadı kupalar kaldırmaya Daniel ile daha uzun yıllar devam edecek. Seedorf'un ayağına kayış stili size kime hatırlatıyor ??
Tarih Tekerrür Etsin

18 Eylül 1985..Fenerbahçe Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası 1.turunda Bordeaux'yu eledi..

18 Şubat 2008..Galatasaray Bordeaux'yu elemek için ilk adımı attı..
18 Şubat 2009 Çarşamba
16 Şubat 2009 Pazartesi
Sylva'dan Hisse
Dün akşamki Beşiktaş-Trabzonspor maçının yıldızıydı Tony Sylva. Bir süredir de hep Trabzonspor'un en iyi oyuncusu. Oldukça uğraştılar almak için ama sonunda değdi.
Sylva'yı izlerken aklım hep 2002 Kore - Japonya'ya gidiyor. Saat farkından gündüz vakti 10.00'da oynanan Türk futbol tarihinin o güne kadar gördüğü en önemli maçlardan birine. Kupanın iki sürprizi çeyrek finalde karşı karşıya.
Senegal'i elersek yarı finale çıkacağız. Normal süre yetmiyor iki takıma da, heyecandan öleceğim heralde derken İlhan'ın muhteşem golü aklımızı başımızdan alıyor, dünyanın yarı finalindeyiz..
İşte o golü yiyen kaleci Tony Sylva..
Senegal'in çeyrek finale kadar gelmesinde de çok büyük emeği var..
Aynı golün olduğu karedeki diğer Senegalli oyuncu da Diatta!! Hani şu geçen sezon ortası Beşiktaş'a gelen ve hiç oynayamadan giden Diatta..
Bir de golü atan İlhan Mansız var tabii, onun da neredeyse son gol olduğu attığı. En son reklamlarda, dizilerde altın goller peşindeydi..
Futbolcunun kariyeri upuzun bir yolculuk gibi..İyi bir kariyer için uzun bir soluk , azim, bol çalışma gerekli , bir de "ne oldum" dememek. Bugün vezir , yarın rezil olmak için en kolay meslek futbolculuk. Anlık başarıları da başarısızlıkları da fazla abartmadan önüne bakmak gerek..
Sylva'yı izlerken aklım hep 2002 Kore - Japonya'ya gidiyor. Saat farkından gündüz vakti 10.00'da oynanan Türk futbol tarihinin o güne kadar gördüğü en önemli maçlardan birine. Kupanın iki sürprizi çeyrek finalde karşı karşıya.
Senegal'i elersek yarı finale çıkacağız. Normal süre yetmiyor iki takıma da, heyecandan öleceğim heralde derken İlhan'ın muhteşem golü aklımızı başımızdan alıyor, dünyanın yarı finalindeyiz..
İşte o golü yiyen kaleci Tony Sylva..
Senegal'in çeyrek finale kadar gelmesinde de çok büyük emeği var..
Aynı golün olduğu karedeki diğer Senegalli oyuncu da Diatta!! Hani şu geçen sezon ortası Beşiktaş'a gelen ve hiç oynayamadan giden Diatta..
Bir de golü atan İlhan Mansız var tabii, onun da neredeyse son gol olduğu attığı. En son reklamlarda, dizilerde altın goller peşindeydi..
Futbolcunun kariyeri upuzun bir yolculuk gibi..İyi bir kariyer için uzun bir soluk , azim, bol çalışma gerekli , bir de "ne oldum" dememek. Bugün vezir , yarın rezil olmak için en kolay meslek futbolculuk. Anlık başarıları da başarısızlıkları da fazla abartmadan önüne bakmak gerek..
15 Şubat 2009 Pazar
Kalli İş Gezisinde

Dikkat ediyorum Kalli ikinci devre başından beri ortalarda yok..Schalke'nin altyapı akademisini ziyarete gitmiş en son. Takım da Sivas, Denizli, Antalya geziyor. Bakmış herlade takvime ilk yarı bitince , program biraz sıkıcı demiş, memlekete bi ziyaret ayarlamış hemen. Gelecek için çalışmalar yapacak bu geçmiş yaşıyla. Bugün ne olcak? Kalli bunu hiç düşünmedi zaten.
Takım da üstüste kaybedince insanın aklı hemen polemiğe çalışıyor..
"Kalli gitti , Skibbe bitti"
Çık işin içinden..
2 Şubat 2009 Pazartesi
Tarih affetmez

Zaten hatırlayacak tarih her şekilde onları..Yine de kesin bir imza atalım , çıkmasın dediler..Hem de aynı hafta sonunu beklediler..
Dünyanın en iyi takımının tarihinde lig maçlarında en çok gol atan futbolcu olmak!!Bu hafta sonu attığı golle 307 gol oldu Raul..Ve sonunda bu alanda da Alfredo DiStefano'yu geçti. Zaten 64 golle UEFA Champions League'in , 66 golle UEFA organizasyonlarının en golcü futbolcusu idi , toplamda attığı gollerle de Real Madrid'in..Sonunda kırılmadık bir bu kalmıştı, onu da kırdı Raul..
Messi daha çok bireysel rekorlar kıracak ,kupalar alacak bu belli ama Barcelona'nın 5000. golünü atmak da ona nasip oldu. Küçük adam, 60'ta Barcelona 1 - 0 mağlupken oyuna girip önce 4999. golü attı , 5000 benim hakkım mesajı verdi , sonra da yine ufak bir büyü yaptı, hem Barca'yı ipten aldı , hem de tarihe adını yazdı..
Tebrikler..
İlahi Adalet

İki kere uğradı Saraçoğlu'na dün akşam..
Birincisinde bir yanlışı düzeltti , ikincisinde Aragones'e kıyak geçti.
Selçuk Şahin 75.dakikada Tabata'yı arkadan yaka paça indirdi, ilk yarıdan da bir sarı kartı vardı Selçuk'un..Pişti yani..Atılacak, Fener bunca sıkıntılı futbolun üstüne bir de 10 kişi kalacaktı. Üstelik atılan Selçuk da Fenerbahçe orta alanının tek bozanı, Tabata'nın bekçisiydi. Ama olmadı, Özgüç Türkalp'in yüreği Tabata'nın o kadar boş oynayıp cirit atmasına el vermedi.
Atamadı Selçuk'u..Dede olaya müdahele etme gereği duydu , 79'da aldı Selçuk'u koydu taraftarın sevgilisi! Josico'yu..Josico da "ilahi adalet"e içerlemiş olacak ki , 3 dakika kaldığı oyunda bir top kullandı, onu da direk rakibe attı , o top gitti Tabata'nın ayağından Erman'ın ayağını, oradan da Volkan'ın kalesini buldu.
Selçuk'u atamamıştı hakem, buna kızan Josico kimseye söylemeden kendi çıktı!! Özgüç Türkalp'in yapamadığını Josico üzerinden yukarıdaki yaptı..
Ama daha sahadaki işi bitmemişti..
"Dede'nin zamanı azaldı" diyenlere inat , onun biraz daha ömrü olsun diyiverdi. Hop, Alex şapkadan tavşanı çıkardı..Bu tavşan anca 1 puan etti..
Demecinden belli , " Dede bir puana da razı" !!
29 Ocak 2009 Perşembe
İspanyol Fotospor

Marca'nın bugünkü spor manşeti ;
" Sürpriz imza Yattara olabilir"
İspanya'da tabloid spor basını tiraj artırıcı transfer haberleri yayınlar.
E Madrid basınının da, bu sene zaten sportif anlamda yayınlayacak fazla birşeyi yok. Malum Barcelona ligin tozunu çoktan attı!!
Onlar da taraftarın ağzına iki kalem bal çalmaya çalışıyor..Ama bu bal da taraftarı kesmez ki yaa..
Yattara gelicek diye heyecanlanan bir Real Madrid taraftarı olabilir mi ki?
Ya da Yattara'yı tanıyan?
Peki Yattara gitse oynar mı ? Kolbastı oynar..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

