Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2011 Çarşamba

Yeni Dönem - GS adidas'ı bıraktı


Yaklaşık 2 aydır öyle bir Galatasaray bombardımanı var ki kamuoyunda , UEFA şampiyonluğuna koştuğu veya popüler olduğu dönemlerde bile medyada bu kadar Galatasaray konuşulmamıştı.

Önce başarısızlığın dayanılmaz boyutlara gelmesi,Rijkaard'ın istifası,Hagi-Tugay'ın gelişi,Misimovic'in kadrodışı kalışı,1.Başkan-Helvacı krizi,Sami Yen'in kapanışı,TT Arena'nın açılışı,Başbakan krizi,Adnan Polat'ın kaostaki yanlış yönetimi ve demeçleri,2.Helvacı krizi,transfer derken ligde tarihinin en kötü günlerini yaşayan Galatasaray medyada tüm rakiplerinin işgal ettiği toplam yer kadar konuşuldu. Radyoda ve televizyonda yapılan bütün programların ana gündemi oldu.

Bütün bu tartışmaların sonunda dün gündeme düşen önemli bir haber pek de fark edilmedi ya da önemsenmedi. Bu sektörün içinde çalışan birisi olarak bari burada biz bahsedelim diyerek konuyu Galatasaray'ın forma sponsorluğuna getireceğim.

Evet; dün SPK'ya gönderdiği dilekçeyle Galatasaray yönetimi adidas ile 2015'e kafdar olan sözleşmesini feshettiğini açıkladı.

Peki; bu feshin açılımları nelerdir, nasıl yorumlanabilir?
Şuradan başlayalım ; adidas-Galatasaray birlikteliği çok uzun yıllara dayanıyor. 80'lerin tamamı, 90'ların büyük bölümü hep adidas ile geçti. 2000'de UEFA kupası kazanılırken de adidas vardı GS'nin sırtında. Sonra, iki senelik bir Umbro-Lotto dönemi geçirildi ama kötü tasarımlar ve kalitesi düşük ürünler taraftarın tepkisini çekince tekrar 3 çizgiye dönüldü. 2004'te başlayan yeni sözleşme, 2008'de şahsen de içinde bulunduğum görüşmeler sonucu 2015'e kadar uzatılmış ve Galatasaray bu sözleşmeden 5 yıl için 13 milyon dolar civarı gelir elde etmişti.

Bu sözleşmenin uzatılmasında Nike'ın Türkiye pazarında büyük bir takım almaması veya alamaması etkenlerden biriydi. Dünyanın tüm önemli futbol ülkelerinde büyük takımlar adidas ile Nike arasında paylaşılmışken, ülkemizin 3 büyüklerini de adidas'ın giydiriyor olması zaten garip bir durumdu.

Şu an için sadece adidas sözleşmesinin önümüzdeki seneden itibaren feshedildiği açıklansa ve yeni sponsorun kim olacağı ile ilgili kesin bir bilgi verilmese de tüm kamuoyunun ve benim de öngörüm Galatasaray'ın önümüzdeki sezon Nike imzalı ürünler kullanacağı yönünde. Hatta kesin böyle olacak da diyebilirim.

Bu öngörüye varmamızdaki en önemli nedenlerden biri, bu anlaşmanın ekonomik boyutu. Galatasaray'ın adidas'la olan sözleşmesinde, sözleşmenin tek taraflı feshi halinde adidas'a ödenmesi gereken yüklü bir tazminat var.(Tahmini olarak 6 milyon € civarı).Galatasaray böyle bir anlaşmayı fesh ederken, bu tazminat yükünü mutlak yeni sponsorun ödemesi şartıyla hareket etmiştir. Bunun üzerine bir de; yeni sözleşmenin senelik sponsorluk bedelinin eskisinin iki katı civarı olacağını düşünürsek; adidas'tan gelen senede 2,5milyon$'dan sonra senelik 5 milyon $ civarı yani Türkiye'de rekor olacak ve Avrupa çapında da iyi forma sponsorluğu kontratlarının arasında yerini alacak bir kontrattan bahsediyoruz.
Yani, toplamda ilk yıl yeni sponsorun kasasından 10 milyon $'dan fazla bir para çıkacak ve devam eden seneler için de bu rakam 5 milyon $ civarı olacak.
Bu maliyeti Türkiye'de karşılayabilecek tek marka olarak Nike gözüküyor. Bu bedelin karşılığında elde edilecek prestij, marka imajı ve reklam ise Nike'ın Türkiye pazarında halen lider olan adidas'ı geçmek için yaptığı yatırım olacak.

Gelişmeleri hep beraber izleyeceğiz ama spor pazarında hiçbirşeyin aynı olmayacağı kesin..

21 Ocak 2011 Cuma

Brütüs


Sen ne sinsi, ne içten pazarlıklı, ne karıştırıcı adammışsın be!

17 Ocak 2011 Pazartesi

Sıfırcı Hoca


Bir yönetim nasıl olur da her alanda sınıfta kalmayı başarır anlamak mümkün değil..

Kadro planlaması sıfır
Transfer sıfır
Amatör şubeler bu seneye kadar sıfır , bu sene 3
İdari yapılanma , kurumsallaşma sıfır
Kapanış töreni sıfır
Açılış töreni sıfır
Kaynakların doğru kullanımı sıfır
Yıkım yapım sıfır
Taraftarla iletişim sıfır
Vefa sıfır
Dengeleri korumak sıfır
İç Huzur sıfır

Çoktan sınıfta kalmışlardı ; stad açılışıyla disipline de gittiler..

13 Ocak 2011 Perşembe

Gönlümün Sırça Sarayı



Yazı yazmak gönül işi..Açıksa kafam, ruhum, huzurum yerindeyse yazıya dökecek birşeyler mutlaka bulurum. Bu blogda yaklaşık 2 yıllık bir süreçte tam 221 yazıyla birlikte olmuşuz.2010 Mart'tan bu yana ise sesimiz,soluğumuz kesilmiş, paylaşım bitmiş, Demarke Vaziyet'i öksüz, yetim bırakmışız. 2010'un üzerine külleri serpip, 2011'a yeni umutlarla bakarken, bu hasreti sonlandırmak zorunda hissettiğim 'an'lardan biri tekrar buraya attı beni..

1990 yılıydı..Ümit Milli takım Japonya ile özel bir maç yapacaktı. Maçın boş olacağını tahmin eden babam, 'Hadi Ali Sami Yen'e, maça gidiyoruz' dediğinde, bugüne kadar gelecek bir serüvenin başlayacağını hissetmiştim sanki. Babamın tahmini fos çıkmış, stad 20 yıl boyunca göreceklerimin en kalabalıklarından biri olmuştu. O kadar ki; babamla birbirimiz kalabalıkta kaybetmiş, bir süre sonra tesadüf eseri tekrar karşılaşarak bulabilmiştik. Öyle karşılamıştı beni "mabed". O güne kadar yetiştirildiğim ve bulunduğum her yerden farklıydı..

1996-2000 yıllarında Sami Yen'de çocukluktan ergenliğe geçmiş, ziyaretçi değil müdavim olmuş, sosyal aktivitelerimin başına koymuştum maç günlerini..Galatasaray zaten aşkımdı doğuştan, Sami Yen de buluşma yerimiz. Çocukluğumu, gençliğimi dışarıda bırakıp adım atıyordum içeri; orada benden delikanlısı, benden isyankarı, benden vefalısı yoktu. Formamı geçirip, Meşale'de biraları tokuşturup tezahürehatlarla içeri girerken tek kişilik metal turnikelerden hep heyecanlanırdım 'Ya bu sefer bir sorun çıkarsa, ya giremezsem' diye..Sonra kalabalık koridorlardan itiş kakış tribüne çıkana kadar başka ; sahayı ilk gördüğüm o an 'bambaşka'..
Her güzel şeye alışılırdı ama buna hiç alışmadım. O heyecanı hiç kaybetmedim..Bir sonnraki buluşmayı hep iple çektim bir öncekinin damağımdaki tadıyla..
Rakip kendine yeni mekan yapmış; kıskanmadım,
Burası artık bizi taşımazmış ; sallamadım,
Girişler zormuş, trafik çokmuş, duvarlar çatlamış; dinlemedim..

O duvarlardı bizi yıllarca dinleyen, nazımızı çeken, en korkunç hallerimize dayanan..
Biz kirlettik o tuvaletleri, girişler bizimle tıkandı, yollar bizle kapandı;
Nankörlük etmedim..
Lüks istemedim ki ben; o sevda sürsün yeterdi..
Çünkü orası Sami Yen'di..

Seni yıksalar da benim gönlümün sırça sarayına dokunamazlar ya..

22 Şubat 2010 Pazartesi

Beşiktaş 1 Galatasaray 1 - Sırat Köprüsü Geçilirken


24 Ocak'ta Ali Sami Yen'de oynanan ve Galatasaray'ın 1 - 0 kazandığı Gaziantepspor maçı bittiğinde fikstüre bakmış ve eldeki kalanlarla Galatasaray'ın Şubat ayından nasıl çıkacağını düşünmüştüm.

24 Ocak - 26 Şubat tarihleri arasında Galatasaray'ın programı şöyleydi :

Ankaragücü deplasman (Ziraat kupa rövanş)
Denizli deplasman (lig)
Antalya deplasman (Ziraat kupa ilk maç)
Kayseri deplasman (lig)
Antalya içerde (Ziraat kupa rövanş)
Ankarasapor (bay)
Atletico Madrid deplasman (UEFA Avrupa Ligi)
Beşiktaş deplasman (lig)

O gün itibariyle Baros, Sabri, Kewell, Hakan Balta sakattı , sonra Antalya deplasmanında Jo da eklendi bunlara.
Forvetsiz geçecek bir deplasman turu..Topu karşı sahaya daha az götürdüğün ve götürdüğünde de ön alanda bir süre tutacak bir oyuncuya en çok ihtiyaç duyulan dönem. Pek de parlak gözükmüyordu tünelin ucu..

Bugün gelinen nokta bence Galatasaray için bu şartlarda harika olarak nitelendirilebilir. Fenerbahçe'nin ligdeki beklenmedik puan kayıpları da kreması oldu bu direncin. Burada, berabere bitirilen 3 çok önemli maç var ; Kayseri, Beşiktaş ve Atletico..Bunların 3'ünde de eksik kadrosu ve olmayan hücum kurgusuyla rakiplerine üstünlüğü vermeyen , defansta fazla hata yapmayan, hücumda da zorla da olsa şapkadan gerekli tavşanı çıkaran bir takım izledik.

Bundan sonra her geçen gün bir sorunundan daha kurtulacak bir Galatasaray olacak. Baros, Kewell ve Sabri de 2 hafta sonra dönünce kalan 2 hedefini de sonuna kadar götürebilecek bir takım izleyeceğimizi düşünüyorum.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Kırmızıdan Hisse - Galatasaray Pazarlama A..Ş.


Bundan 10 yıl öncesine kadar takımlarımız kurumsallaşma konseptinden henüz habersizdi.

Kulüpler, logolarının manevi değeri yanında , ticari olarak da çok önemli birer değer olduğunu henüz idrak edememişti.

15 - 20 milyon insanın tutkuyla bağlı olduğu, kalbinin birlikte attığı başka kaç logo veya marka olabilir ki? Futbol kulüpleri ,marka ve logo bilinirliği ve sevgisi düşünüldüğünde, Türkiye'de ve dünyada en önlerde geliyorlar. Herhangi bir ticari marka için bu sevgiyi ve bilinİriliği sağlamak marka yaratmanın en zor ve meşakkatli süreci aslında. Milyonlarca dolarlık reklam ve PR çalışmaları gerektiren ve bunların en doğru uygulamalarla yapılması halinde bile sonuca ulaşamayabileceğiniz bir süreç.

İşte, böylesi bir değer ve potansiyele sahip kulüplerimiz bu kıymetten ticari değer yaratabİleceklerini veya yaratmaları gerektiğini son birkaç yıldır fark etmeye başladılar.

Birçok uygulamasını sonuçları Fenerbahçe için yararlı ve doğru da olsa gidiş yolundan dolayı tasvip edemediğim Aziz Yıldırım, bunu ilk fark edendi. Fenerbahçe'de stad yapımıya birlikte hızlı bir kurumsallaşma ve marka değerini ticari olarak kullanma çalışmaları başladı. Fenerbahçe logolu ürünlerin satılacağı Fenerium mağazalar zinciri kuruldu. Bu mağazada satılmak üzere Fenerium markası yaratılması dışında , değişik sektörlerde çeşitli markalarla lisans anlaşmaları yapılarak Fenerbahçe logosunu kendi markalarında kullanıp ürün geliştirmeleri sağlandı. Feneriumlar franchisee sistemiyle Türkiye'nin her yerinde hızla çoğaldı ve bugün 25 milyon dolar civarı ciro yapan bir zincir haline geldi.

2000'de UEFA kupasını kazanıp markasının değerini hem lokal hem de global anlamda tavan yapan Galatasaray , bu süreçte hiçbir ticari fayda sağlayamadığı gibi, bilinçsizce yapılan harcamalar sonucunda son 10 yıla damga vuran bir ekonomik çıkmaza girdi. Fenerbahçe hem stadyum gelirleriyle hem de merchandising (forma,lisanslı ürün)gelirleriyle ezeli rakiplerinin çok önüne geçti ve 2008 yılına kadar da bu trend böyle devam etti.

2008 yılında ise Galatasaray Adnan Polat'ın başkanlığında ve Yiğit Şardan gibi reklam ve pazarlama alanında Türkiye'nin önemli yöneticilerinden birinin önderliğinde yepyeni bir yapılanmaya ve oluşuma gitti. Galatasaray Pazarlama A.Ş. pazarlamanın temel prensiplerinin tamamının uygulanmaya başladığı, yaratıcı iletişim ve tasarım çalışmalarının yapıldığı , konseptlerin yaratıldığı ve bunların altını dolduracak hikayelerle desteklendiği bir yere dönüştü.

Bugün gelinen noktada da , Galatasaray , Pazarlama anlamında iki rakibinin de oldukça önüne geçti. Pazarlama A.Ş.'nin koleksiyonlarını tasarlaması için Galatasaray Lisesi mezunu , lisenin değerlerini ezbere bilen ve kültürünü sonuna kadar yaşatan Türkiye'nin önde gelen tasarımcılarından Evrim Timur ile anlaşıldı. Bununla birlikte GS Store'un kendi koleksiyonlarında gözle görülür bir gelişme olmasının yanında, bu sezonun pazarlama harikası olan mor forma da hayata geçti. Ve,işte biraz uzun yoldan da olsa bu yazının çıkış noktası olan resimde Lucas Neill'ın elindeki kırmızı formaya geldik. O da, Pazarlama A.Ş.'nin başarılarından biri. Sezon başında diğer formalarla birlikte tasarlanan, sessiz sedasız Federasyona tescil ettirilen, Federasyonun sezon başında çıkardığı forma kataloğunda da yer alan ve diğer 3 formanın satış etkisi azalmışken piyasaya sunulan kırmızı forma. Onun da diğer 3 formayla paralel ve onları takip eden bir hikayesi var. Cesareti temsil ediyor.

Kulüplerin pazarlama çalışmalarını yönetimlere bağlı kalmaktan ayırıp tam profesyonel bir yapıya kavuşturması ve böylesi ekiplerle uzun soluklu çalışmaya devam etmesi gerekiyor. Yoksa asaletin de cesaretin de bir anlamı kalmıyor. Hepsi uçup gidiyor.

15 Ocak 2010 Cuma

Awesome Aussie's


Avusturalya'dan Kewell'a arkadaş geldi ; Galatasaray'ın "Aussie"leri ikilendi.

Defansın göbeği ve sağında oynayabilecek, kaliteli, tecrübeli, hava topu hakimiyeti olan, topu da bilen bir oyuncuya mutlak ihtiyacı vardı Galatasaray'ın. Devre arasında bulunabilecek iyi bir oyuncuyla çözdüler bu problemi.

Lucas Neill'in gelişi kağıt üstünde birçok açıdan faydalı ;

-Kewell'ın bugünkü mutluluğu ve İstanbul'daki huzuru en yakın arkadaşının katılımıyla artacaktır ; bu da önümüzdeki sene bitecek sözleşmesini yenilemesinde yönetimin işini kolaylaştırır
-Mehmet Topal ve Hakan Balta gibi çakma stoperler kendi esas verimli oldukları bölgeler dönerler ; defansın ortası da adam gibi bir stoper görür
-Sabri'nin yokluğunda veya Sabri'yi alternatif başka bir bölgede kullanacağın zaman sağ bek güvende olur
-Defanstan topu oyuna sokmada yaşanan eksiklik ortadan kalkar
-Takımın 6 harika atak oyuncusu ve 5 kazma savunma oyuncusu ayırımı bir miktar dengelenir ; defansa da zeka,karizma ve kalite gelir
-Dünya Kupası'nda Galatasaray'ı temsil eden oyuncu sayısı 4'e çıkar

Tabii, bunlar kağıt üstünde ; bir de yeşil sahada görelim..

16 Kasım 2009 Pazartesi

Hangi Bayan Taraftarlardan Bahsediyorduk ?



Neredeyse tüm yorumcuların,yöneticilerin , spor kamuoyunun hep ağzındadır aynı klişe ;

Bayan taraftarlar maça gelsin..

Bu bayan taraftarlardan olacaksa gelecekler belki de gelmesin mi?

Anlaşma gereği rakip takım taraftarlarının her iki maça da alınmayacağı bir ortamda , ev sahibi takımın sponsorunun misafir biletiyle 8.000 tane ezeli rakibini ezme isteğiyle yanıp tutuşan adamın içine giden ;

Maç boyunca rengini hayasızca belli eden, bayanlığıne güvenip Galatasaray taraftarlarını tahrik eden böylesi kadınlar varsa lütfen gelmesin ;


8.000 intikam ateşiyle yanan adama orta parmak gösterme cesareti olanlar gelmesin (benim yok mesela )

Bundan 3 ay önce de Efes Pilsen maçında bu sefer ev sahibiyken rakibin benchinde oyuncu dövülmesi olayında aktif rol oynayan bayan taraftarlardansa lütfen gelmesinler..(nasıl oynayabildiğini de ayrıca merak ediyorum)

Gelmesinler , sosyalleşmeyelim gerek yok Bilgin Abi..

27 Ekim 2009 Salı

Yüzbinde Bir Buçuk


Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı Kadıköy'de üstüste 10 lig maçında mağlup etmesine bunca yıl içerisinde her yanından bakıldı aslında. Psikolojik, teknik, taktik, mental, bazal ..düşünebileceğimiz her yönden.
Ama hiçbiri Galatasaray'a çare olamadı.

Bir de saf olasılık hesabı yapalım ;

Fenerbahçe'nin bir sonraki maçta Galatasaray'ı yenme ihtimali ;saf olarak ; yani tüm diğer yukarda sayılan ve sayılmayan faktörlerden bağımsız olarak kaçtır ?
1 / 3 dediğinizi duyar gibi oluyorum ; Futbol 3 ihtimalli oyundur vesselam !

Peki Fenerbahçe'nin bundan bir sonraki sene de ;yani iki sene üstüste Kadıköy'de Galatasaray'ı yenme ihtimali kaçtır ?
(1 / 3) * (1 / 3) yani 1 /9

Kadıköy'deki 3.maçı da üstüste kazanma olasılığı da;
(1 / 3) * (1 / 3) * (1 / 3) yani 1 / 27

Ve sevgili serimiz 10.maça kadar bu şekilde sürdürüldüğünde Fenerbahçe'nin Kadıköy'de Galatasaray'la oynayacağı 10 maçını da üstüste kazanma ihtimali de
(1 / 3 üzeri 10 ) olarak ortaya çıkıyor.

Sonuç ;

2000 yılından 2009 yılına kadar Kadıköy'de oynanacak bütün Fenerbahçe - Galatasaray maçlarının ev sahibinin galibiyetle bitme ihtimali en saf haliyle ,

1 / 59049 ediyor ; başka bir deyişle neredeyse Yüzbinde Bir Buçuk

İşte Fenerbahçe'nin derby zaferlerinin Da Vinci Şifresi..

Fenerbahçe imkansızı başardı denebilir..
Bunu daha önce lig tarihinde başka hiçbir takıma karşı başaramamış olması da bunu destekler.
" Yüzbinde bir olacak şey ! " deriz ya ;
Bu da Yüzbinde Bir Buçuk olacak şeydi ;
Ama oldu işte;
Futbol da bu yüzden güzel..

Millwall'lu Galatasaraylılar


Millwall taraftarları İngiltere'nin en agresif ,en holigan ruhlu taraftar gruplarından biri hatta ilki olarak bilinir. Hatta, Millwall'un en ateşli taraftar grubu "Bushwackers"ın maçlardan önce ve sonra neler yaptığı, kavgaları ve futbola, taraftarlığa bakış açıları da " Football Factory " adlı roman ve bu romandan uyarlanan filme konu olmuştur.



İşte bu aynı Millwall bu sezon İngiltere 1.Ligi'nde mücadele ediyor ve hafta sonu tanıdık bir ekip , Leeds United ile kendi sahaları The Den'de karşılaştılar.

Maçtan ajanslara düşen haberin başlığı ise :

" Millwall , Galatasaray forması giyen taraftarını bulup cezalandıracak "

Böyle bir reputasyon sahibi olmak ne kötü gerçekten..
Üstünden 9 yıl geçti ama Avrupa futbol kamuoyunda , özellikle de İngiltere'de Galatasaray taraftarları ve dolayısıyla Türkler hala katil , bıçakçı taraftarlar olarak anılıyor ve bu böyle de gidecek.

Millwall taraftarı da , rakip Leeds'lileri kızdırmak için giydiği Galatasaray formasıyla birisini bıçaklar gibi hareketler yapmış ve Leeds taraftarı çileden çıkmış. Millwall yönetimi şimdi kamera görüntüleriyle tespit edilen bu taraftarı arıyor ve stada girişini yasaklamak ve ceza vermek için gerekli işlemleri yapıyor.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Fenerbahçe 3 - Ezeli Rakibi 1


Bir Galatasaraylı olarak dün geceki maçı FB'li Serter kardeşimin yolladığı bu karikatürle yorumluyorum, fazla yazıya söze falan gerek yok bunun üstüne ;

25 Eylül 2009 Cuma

Profesyoneller


Futbolcunun işinin doğal bir parçası,gereğidir kamp..Sezon öncesi, devre arası ve Milli Takım'ın katıldığı yaz dönemindeki uzun dönemli kamplar ,bir de her maçtan önce hocanın takdiri , maçın önemine göre değişen bir - iki gecelik kamplar..Biz Türkler bunu böyle gördük , böyle öğrendik ve kabul ettik.

20-25 yaş arası 25 tane adam , bunlara teknik heyet, idari ekip gibi staff üyelerini de eklersen 40 civarı adamın birarada yaşadığı,tesislerdeki odalarında belli kurallar çerçevesinde geceledikleri ve sabahta tekrar bir yere kaybolmamış olarak doğru zamanda doğru yerde olabildikleri izci kampından hallice ama o mantıkta bir aktivite..

Oyuncu milletini kendi haline bıraksan mutlak bir arıza çıkar; en iyisi hepsi dizimin dibinde dursun zihniyeti;

Bunlar şimdi akşam karıya kıza gider ; dur ben bunları birarada tutayım kafası ;

Alkol alır, sapıtır , uykusuz kalır, yorgun düşer mantığı ;

Ya da bunların hepsi..

Ama sonuçta bizde hep var olan, doğal olan ve hiç tersi düşünülüp sorgulanmamış bir olgu..

Şimdi tersini yapan ve yaşayan birileri var ;

Onlar sezon başından beri lig ve Avrupa'da oynadıkları 13 resmi maçtan önce hep evlerinde uyumuşlar ; eşleriyle kalmışlar ;

Hiç maç öncesi kampı yapmamışlar ;

Belki bu sayede hep beraber tıkılıp kafayı maça takmamışlar, gerilmemişler ;

Belki aralarında gruplaşıp ,gereğinden fazla konuşup takım içinde huzursuzluk yaratabilecek durumlara sebep olmamışlar,

Profesyoneller oldukları için ertesi gün işlerini iyi yapmaları için yapmaları gereken şeyleri kendiliğinden zaten yapmışlar ,

Ertesi gün de sadece maça çıkıp işlerini yapmışlar ;

Sonuçta da 11 galibiyet , 2 beraberlik almışlar..

Galatasaray'da Rijkaard'ın gelmesiyle maç öncesi kamp dönemi sona erdi ,
Ama bundan bahseden henüz yok..
Farkında olan var mı ?

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Ankarasapor : 0 - Neeskens+Rijkaard : 2


GS'ın bu sene teknik heyeti var ; direktör değil, heyet..
Geçen sene bırakın heyeti , teknik direktörü bile yoktu.

60 ile 70 arasında 3 oyuncu değiştirdi Rijkaard ; hadi Kewell'la Nonda'yı herkes değiştirirdi bitik Elano ve savruk Baros'la ama sahanın en iyisi Keita'yı hayatta değiştirmezdim Aydın'la..Olayı kenardan bitirdi Galatasaray. Kewell attı ,sonra bana nazire yaparcasına süper oynayan Aydın da kendisini göndermek isteyen herkese nazire yapan Nonda'ya attırdı. 3 oyuncu 2 golü yarattı..

Kornerlerin hepsine Galatasaraylı futbolcular vurdu , sadece 1'i gol oldu.
Serbest vuruşlarda çeşitli farklı varyasyonlar denendi ;
Gereksiz kart görmeler azaldı ;
Goller çoğaldı;
Kulübedeki herkes oyuna girdiği andan itibaren verimli olabilmeye başladı ;
Oyuncuların duruşu, vücut dili değişti ;
Çünkü Galatasaray'a bir teknik heyet geldi.

30 Temmuz 2009 Perşembe

In Haldun We Trust


Ülkemizde Brezilya Milli Takımı'nda aktif olarak yer alan iki oyuncu oldu bu sezon. Hem de her ikisi de top cambazlarıyla dolu orta sahada kendilerine yer bulabiliyorlar.

Fenerbahçe'nin Andre Dos Santos'una; Galatasaray , pardon Haldun Üstünel de Elano'yla rest çekti ; Beşiktaş da galiba yine hani bana hani bana diyecek..

Elano, Lincoln'ün olmayan insanlığından ve profesyonelliğinden bıkan Galatasaray takım ve taraftarına ilaç gibi gelecek..O da Lucescu'nun bulup Shakthtar'a getirip parlatıp dünya futboluna sunduklarından. Luce'den kötü topçu çıkmaz ; en azından yeteneğini sahada göstermek ve faydalı olmak için oynayacak oyuncular çıkar..

Bu transferde en önemli ayrıntı duran toplar aslında; artık Galatasaray'lı frikiklerde topun başında Sabri'yi görmeyecek , uyuz olmayacak. Bir de orta sahadaki pas trafiğinde Ayhan yalnız kalmayacak.

Hayırlısı Olsun..

28 Temmuz 2009 Salı

Kırmızıyla Moruna


3 büyüklerin forma sponsorluğunda aynı markayla anlaşması ve hepsinin de bu sene adidas'ın 3 çizgisiyle mücadele edecek olması nedeniyle sezon başı forma lansmanları da artık TSYD kupası formatına döndü. Bir - iki hafta boyunca büyükler sırayla yeni formalarıyla arz-ı endam edereken, taraftarlar ve medya için de atış başlıyor..

Dün akşam da sarı kırmızı forma lansmanı vardı..Sarı ve kırmızının gitgide azaldığı formaların lansmanı. Herkesin seneye renk skalasından bize ne düşecek acaba demeye başladığı formalar..

İki sene çnce Fenerbahçe'nin turkuazıyla başlayan farklı renkli ticari forma konseptini, Galatasaray da geçen yıl Turuncuyla "me too" yapmıştı. Olmuştu da turuncu, en azından akla fikre sığdırılacak bir hikayesi vardı.
" Sarıyla kırmızını karışımı "

Pazarlama stratejisi anlamında baktığımızda bu tip alternatif bir renk kullanmak, klasik formaları almış ve daha da almayacak olan taraftara da forma satabilmek adına akıllı bir strateji aslında. Ama böyle radikal stratejiler devamlı olduğu zaman değer kazanıyor ve benimseniyor. Daha da önemlisi markalar bu projelerinin ekmeğini lansmanlardan bir süre sonra, tüketici fikre biraz daha alışınca yiyor.

Peki Galatasaray ne yaptı? Bir doğruyu hemen bir yanlışla götürdü ve turuncuyu iptal edip bu sefer daha da radikal olan moru çıkardı alternatif renk olarak!! Yani, mor rengi beğenmek ya da beğenmemek ayrı bir konu (ben de beğenmedim) ama daha yanlış olan turuncudan bu kadar çabuk tamamen vazgeçmek. Bu sezon da turuncu en azından formaların detaylarında bir yerde ve GS Store koleksiyonunda yer almalıydı.

2 Temmuz 2009 Perşembe

Kader Keita


Haldun Üstünel geleneği devam ettirdi ve hiçbir basın organında bir kez bile adı geçmemiş olan Kader Keita'yı Galatasaray'lı yaptı. Artık Galatasaraylı taraftarlar için yaz aylarında gazetelerdeki transfer yalanlarını okumak ve bunlarla eğlenmek dönemi bitti. Her sabah, acaba Haldun bu akşam kimle İstanbul'a geldi dönemi başladı..

Keita'ya gelince..

Bu transferin bize anlattığı en önemli şey Rijkaard'ın sisteminin 4-3-3 olacağı ve Galatasaray'da isme ve yıldıza değil , sisteme dayalı bir organizasyon olacağı..

Kewell veya Arda bir kanatta - Keita öbüründe hücum ağırlıklı kanat oynayacak , Baros ortada onların servislerini bekleyecek. Kewell - Arda'dan açıkta oynamayanı da orta 3'lüde görev yapacak.

Keita 2007 senesinde Avrupa'da piyasası en popüler oyunculardan biriydi. Lille formasıyla harikalar yaratmıştı ve Lyon gibi pahalı transferler yapmayan , tersine yetiştirip satan bir kulübe tam 17 milyon €'ya transfer olmuştu. Lyon'da Keita için herşey Lille kadar iyi gitmedi ama Baros da Galatasaray'a kadar oynadığı hiçbir kulüpte bir sezonda 15 gol bile atma başarısı gösterememişti. Burada önemli olan Keita'nin Lyon gibi bir dev tarafından bu kadar yüksek bir bonservis ödenmeye değer bulunmuş olması..Benim için iyi referans ; Türkiye'de bu kadar büyük yıldızlar var ama bugüne kadar bir tanesine bile 15 milyon Euro veren olmadı.

Taklalara hazırlanın..

10 Haziran 2009 Çarşamba

Frank Rijkaard



Takımları futbolcular şampiyon yapmaz ; Teknik Direktörler yapar. Benim inandığım budur.

Özellikle büyük kulüplerde bu kesinlikle böyledir. Büyük kulüplerde teknik, taktik ve antreman bilgisinin çok dışında ; yönetilmesi çok daha zor olan ama ancak iyi yönetildiğinde takımı şampiyonluğa taşıyacak konular var ;
Basın ilişkileri ,yıldız futbolcuların yönetimi ,yönetim ve idari heyetle ilişkiler, taraftarın saygı ve sevgisini kazanabilmek gibi..

İşte bir takımı bu yüzden teknik direktör şampiyon yapar. Saha içi bilgisi dorukta da olsa bu konularda yeterli olmayan teknik adamların takımları hep başarısız olmuştur.
Çok yakın olarak, bu seozn Mustafa Denizli örneğini gördük.
İlk olarak, iki başlılık ortadan kalktı Beşiktaş'ta. İdari menajerdi , futbol şubesi sorumlusuydu gibi insanların takımın sahibi gibi konuşmaları, tesislerde gezmeleri, karar almaları ve basınla yakın olmaları ortadan kalktı. Kimse kalkıp da Mustafa Denizli'nin işine burnunu sokmadı ; saygıdan sokamadı.

İşte Galatasaray'da da bu eksikti..
Ne Skibbe'de ne Bülent Korkmaz'da farklı nedenlerle bu özellik yoktu ve ligin en iyi kadrosu bu yüzden 5.oldu.

Mesela Lincoln Bülent Korkmaz'ı yendi karizmasıyla; tanımadı adeta ; ya Rijkaard'a bunu yapabilir mi?

Ya da basın daha ilk günden "kim bu Skibbe , yakışmıyor Galatasaray'a" diye bas bas bağırdı ; Rijkaard'a diyebilirler mi?

Adnan Sezgin kadro yapıp Rijkaard'ın eline verebilir mi?

Hoşgeldin Rijkaaard , yolun açık ola..

28 Nisan 2009 Salı

TepeTaklak


Galatasaray tarihinin en iyi 2 - 3 kadrosundan birini, hem de ligin devre arasından bugüne kadar geçen kısa sürede bu hale getirebilmek hakikaten konuşulması gereken bir başarıdır.

Daha Aralık ayında Galatasaray Ankara takımlarıyla oynadığı 3 maçlık seriyi bir düzine gol atarak, halı sahada oynarmışçasına pas yaparak , atraktif bir futbol oynayarak kazanmış, Beşiktaş'ı dağıtmış, Alman ve Portekiz lig liderleri Benfica ve Hertha'yı kendi sahasında sahayı dar ederek yenmişti.

Lincoln , Kewell , Arda , Baros dörtlüsü tutlamaz bir hücum hattı ,
Servet , Meira iyi bir defans göbeği ,
Ayhan , Mehmet Topal ve Barış da takımın dinamizimi için gereken askerler olarak görevlerini başarıyla yapıyordu.

Sadece ligdeki istatistiklere bakarsak :

Lincoln 8 gol , 11 asist
Kewell 6 gol , 5 asist
Baros 12 gol , 3 asist
Arda 4 gol , 5 asist..

İkinci devre Galatasaray'a sihirli bir değnek değdi ama geriden !!
Adnan Polat merkezli , Adnan Sezgin güdümlü , Galatasaray'dan Galatasaray'a atılan bir bomba gibi..

Önce hakemler üzerinden Federasyon'u suçlama çabaları,
Sonra Skibbe'nin zamansız gönderilişi (O da hata yaptı tabi ama göndereceksen iyisini getireceksin)
Sonra ve en önemlisi de Bülent Korkmaz'ın takımın başına getirilişi..
Olmaz abicim, Bülent Korkmaz Galatasaray'ın hocası olamazzz..

Nerede kendini ispatlamış ,
Hangi büyük hocanın yanında birkaç yıl yardımcılık yapmış,
Hangi takımın başında birkaç yıl kalıp kendi sistem ve otoritesini kurmuş,
Hangi büyük yıldızı ve yıldız kaprsilerini yönetmiş,



Daha birinci maçında ropörtaj verirkenki duruşu bile Galatasaray'ın hocası değilim der gibiydi..

Oynanan her maç bunu ardı ardına belgeledi.
Galatasaray belki de 2000'den beri en iyi futbolu oynayabilecek kapasitedeki Galatasaray; Anadolu takımından daha az heyecan veren , zar zor gol atabilen veya atamayan , pozisyon zenginliği olmayan , kabız bir takım oldu;
Lincoln söndü, bitti, kül oldu;
Şiş de yandı ,kebap da..

Şimdi bir seneyi daha kaybetmemektir Galatasaray yönetiminin tek görevi;
Bunun yolu da değişime devamdır; ama Galatasaray'ın ağırlığını kaldırabilecek bir hocayla.

13 Nisan 2009 Pazartesi

Galatasaray Mobile

İstanbula geldiğimde olağanüstü bir ilgiyle karşılandım.
İşte o an Tanrının beni arzu ettiğim yere gönderdiğini düşündüm.
Biliyorum ki bu formanın hakkını verirsem bu taraftar beni hiç unutmaz..
İyi futbolcu maç kazandırır, takım ruhuysa şampiyonluk..
Taraftarın bana olan güvenini iyi biliyorum, ve üzerime düşeni en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum.


Lincoln'ün oynadığı Galatasaray Mobile reklamının Lincoln'ün ağzından okunan metni bu..Dünkü iğrenç derbiden sonra Tv'den olayları izlerken gördüm, sinirim bir kat daha arttı.

Dalga mı geçiyorsunuz yoksa bu kadar mı amatörsünüz?

Adamın özüyle sözü bu kadar siyahla beyaz olur mu?

Taraftarın gözünde de maskesi düşmeye başlayan Lincoln'ü Galatasaray'ın en önemli projelerinden birinin tanıtım yüzlerinden biri yapmak ne kadar anlaşılır ki?

Böylesi bir tanıtım için takımın en önemli , en sevildiğine inanılan, taraftarın gözünde en değerli oyuncuları seçilir. O zaman Galatasaray için de Lincoln bu oyuncu!!

Çık işin içinden..

9 Nisan 2009 Perşembe

Kalbimizin Sultanları




Bugün yazacak çok fazla kelime yok,
Dün geceki gözyaşları kağıda dökülse anlatırdı hissettiklerimi,

Kolay değil spor tarihimiz boyunca, basketbolda bir tek kupa alamamış takımlarımız Avrupa arenasında..
Efes'ler , Ülker'ler, Tofaş'lar gelmiş geçmiş , yatırımlar yapmış , organizasyonlar kurmuş, kıyısına gelmiş , ucundan dönmüş ama olmamış..
Bir kültür bu..Bir gelenek..Camianın içinde olan , genlerine işlemiş bir duruş , bir başkaldırı..
O armanın hakkını vermek bu , o formanın gücünü hissetmek ve rakiplerine hissettirmek.

Maçı yazmayacağım , oyunu , o muhteşem seyirciyi.. Bütün maç kulaklarımda çınlayan , içime işleyen o olağanüstü mısralarla bitirelim ;

Gerçekleri Tarih Yazar , Tarihi de Galatasaray !