Milli Takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milli Takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2010 Perşembe

Hiddink Üzerine Çeşitlemeler - 3


Bu da Hiddink Çeşitlemelerimizin sonuncusu ;

Milli Takımımız'ın 2014 Avrupa Şampiyonası Elemelerindeki rakiplerinden biri olan Belçika'nın teknik direktörü kim ?
Dick Advocaat..
Advocaat nereli ? Hollandalı..
Peki 1995'te Hollanda Milli Takım'ını kim çalıştıyordu ? Dick Advocaat..
Ya 1996'da onun yerine kim gelmişti? Guus Hiddink..


İşte bu olayın Dick Advocaat'ta ağır bir Hiddink kıskançlığı meydana getirdiği ve Advocaat'ın kariyeri boyunca hep Hiddink'in başarılarını kıskandığı Hollanda'da sürekli konuşulan bir konudur..

Ümit edelim ki ; Advocaat Belçika'nın başında onca yılın intikamını Türkiye'nin başındaki Hiddink'ten almasın..

Hiddink Üzerine Çeşitlemeler - 2


Bundan iki yıl önce Abramovich'in üstün planıyla hülle ile Chelsea menajeri olmuştu Guus Hiddink.
Rus Milli Takımı teknik direktörlüğüne de kendisini Abramovich'in getirdiği söyleniyordu zaten , hesapsız bir ücret ödeyerek..

Asıl plan Hiddink'i Rusya üzerinden Chelsea'nin baçına geçirip ikisini birden çalıştırtmaktı ama Abramovich, Rusya Federasyonunu ikna edemedi ve Hiddink 6 aylık Chelsea macerasının ardından tekrar tek işe, yani Rusya Milli Takımı'nın başına döndü..

Şimdi, Chelsea'nin taraftar forumlarında Hiddink'in Türk Milli Takımının başına geçmesiyle ilgili birçok haber ve yorum dolaşıyor. Chelsea taraftarları Hiddink'ten sonra takımın başına geçen Carlo Ancelotti'den de memnunlar ama Guus Hiddink de onların kalbinde yatan aslan, sağlam bir iz bırakmış 6 aylık dönemde..Şimdi, Hiddink'in Türkiye kontratının 2 + 2 olmasından esinlenip ortaya attıkları bir teori var ;

Hiddink kontratının 2 yıldan sonrasını opsiyonel yaptı çünkü 2 yıl sonra Carlo Ancelotti'nin Chelsea kontratı da bitiyor ve Hiddink de bu tarihte Chelsea'nin başına geçecek..
Chelsea taraftarlarına da Allah kolaylık versin..

Hiddink Üzerine Çeşitlemeler - 1


Hayırlı olsun bakalım ; sağır sultanın duyduğunu 3-5 ay sakladılar ama sonuçta Guus Hiddink geldi Milli Takım'ın başına..

Futbolumuzun kült karakteri Fatih Terim'den sonra Federasyon yetkilileri dünyanın en önemli hocalarından biryle anlaşacaklarını söyleyip, Fatih Hoca'nın ayrılmasının etkilerini azaltmaya çalışmışlardı. Birkaç ay homurdandırdılar milleti ama gerçekten de dünyanın en önemli 3-4 teknik adamından biriyle, hatta Milli Takımlar düzeyinde belki de birincisiyle anlaştılar..

Hiddink'le ve kariyeriyle ilgili fazla birşey dememe gerek yok ; herkes dedi ve diyor zaten ama etrafta görmediğim , değinilmemiş bir iki noktayı yazmak istiyorum ;

Hiddink Milli Takımlar kariyerini parlattığı geçtiğimiz 10 yıllık dönem içerisinde hangi ülkeleri çalıştırmıştı ?
Son aklıma gelenler ; 2002 Dünya Kupası Güney Kore ,2006 Dünya Kupası Avusturalya ve 2008 Avrupa Şampiyonası Rusya..İlk ikisinde çok başarılı olmuş ve "Büyücü" lakabını almış ,dibe vurmuş Rusya'yı ise Euro 2008 yarı finaline çıkardıktan sonra 2010 elemelerinde bizim gibi hüsrana uğrayıp Play-Off'da elenmişti..

Peki bu ülkelerin ortak özelliği neydi ?

Çok başarılı sayıldığı G.Kore ve Avusuturalya futbolda bir ekol olmayan , korkulmayan, başarı geleneğine sahip olmayan ve katıldıkları kupalarda alacakları en ufak başarının çok büyük algılanacağı ülkelerdi. Ayrıca hem Avusturalya, hem de G.Kore üstün çalışma disiplini ve iş ahlakına sahip insanların yaşadığı ve basın tarafının da son derece medeni ve insana rahat bir çalışma ortamı sağlayan bir yapıda olduğu yerler. Hiddink de bundan sonsuz faydalandı ; hiç kafası takılmadı, hiç yıpranmadı, halkın sevgilisi, medyanın arkadaşı oldu..

Rusya'da da bir dibe vurmuşluk ve ne yapılsa kar sayılma durumu söz konusuyken göreve geldi ve yine az yıpratılabileceği bir düzene yerleşti..


Ya bizim ülkemiz ?
Son Avrupa Şampiyonu İspanya'nın teknik direktörü Aragones zor gördü sezonun sonunu ; işin ucunda para olmasa 10.hafta kaçardı memleketten..
Galacticos 1'in hocası Del Bosque'ye ne oldu ? Kasap dediler adama..
Barcelona'yı bugünkü haline getirmenin temelini atan ,Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Rijkaard kim ? Adam mı o da ?

Hiddink de biliyo bu ortamı , 19 yıl önce çalıştırdığı Fenerbahçe'de belki de kariyeri bitiyodu. Takım 5.oldu , Hiddink kepaze..Bakalım bu sefer aşı tutacak mı?

Genç Hiddink mi yaşlı Guus mu ? Göreceğiz..

27 Eylül 2009 Pazar

Söz Sırası - Murat Murathanoğlu


Turnuva süresince NTV ile anlaşan ve doyumsuz anlatımıyla maçları bize yaşatan sevgili Murat Abi'ye beni kırmayıp Euro Basket 2009 yazısı ile bloguma konuk olduğu için çok teşekkür ederim ;

İşte Murat Murathanoğlu'nun kaleminden 12 Dev Adam Poland 2009 ;


SO FAR YET SO CLOSE

Murat Murathanoğlu


Polonya’da elde ettiğimiz sekizinciliğe bakarak, 2010 Dünya Şampiyonasından pek ümitli olmayanlara bir şey diyemeyiz. Ancak her ne kadar madalyadan uzak görünsek de, şu bir gerçek ki İspanya ve Sırbistan maçlarına bakarak, hatta ve hatta Yunanistan ve Slovenya maçlarını da değerlendirmenin içine alarak çok da uzak olmadığımız konusunda kendinizi ve etrafınızdakileri ikna edebilirsiniz. Hangisi gerçek? Uzak mıyız? Yoksa sanıldığı kadar uzak değiliz de hatta yakın bile sayılır mıyız? İşte bir milyon dolarlık soru bu!

Genelde Avrupa Şampiyonaları ile Dünya Şampiyonalarını mukayese ettiğimizde, madalya açısından çok fazla bir şeyin değişmediğini, ancak Arjantin ve ABD’nin de katıldığı bir şampiyonada altın veya gümüşün Avrupa Şampiyonalarına göre daha zor olduğunu görebiliriz. Ancak Dünya şampiyona katılan bazı takımlar, Avrupa Şampiyonasına katılsalar gruplarını kesinlikle sonuncu bitirirler. Dünya Şampiyonaları için tam olarak daha kolay denilemez, ama belki tepeden aşağıya kadar Avrupa şampiyonalarında yer alan takımlar daha güç olarak birbirine yakın takımlardır diyebiliriz. 2010 için nerede olduğumuzu değerlendirirken, 2009 Avrupa Şampiyonasını doğru analiz etmemiz lazım.

Nasıl kağıt üstünde biz çok daha güçlü ve kariyerli isimlerden oluşan bir kadroyu bir araya getirebilecek durumdaysak, aynı şeyler rakiplerimiz için de geçerli. Her ne kadar şampiyon İspanya’nın süper yıldızı Pau Gasol ben 2010 da yokum demiş olsa da, bir yıl içinde çok şeyin değişebileceğini düşünüyorum ve Jose Calderon’u da kadrosuna dahil etmiş bir İspanya’nın daha da güçlü olabileceğini görüyorum. İkinci Sırbistan ise sakatlık veya aşırı formsuzluk olmazsa, kadroya bir tek Igor Rakocevic’i ekleyecektir. Coach Dusan Ivkoviv bu kadrosunu seviyor ve Rakocevic’den başka belki, belki Dusan Kecman veya Zoran Erceg ikilisinden birini eklemek isteyebilir. Üçüncü Yunanistan’da önemli ilaveler olabilir. Dimitris Diamantidis, Theodoros Papaloukas, Kostas Tsartsaris, Panagiotis Vassillopoulos gibi isimlerden bir iki tanesinin bile eklenmesi, Polonya’da yaşadıkları bazı sıkıntıların ortadan kalkabileceği anlamına gelir. Benzer bir şeyi dördüncü Slovenya için de söyleyebiliriz. Son anda sakatlan oyun kurucu Beno Udrih’in 2010’da olması 33 yaşında olacak cesur yürek Jaka Lakoviç’in bu kadar yıpranmayacağı anlamına gelir. Tabii bu turnuvada sakat olan Matjaz Smodis ve Goran Dragic’in sağlam olmaları bile Slovenya’nın gücüne güç katacaktır. Bench’lerine derinlik ve kalite kazandırmak için de Sani Becirovic, Radoslav Nesterovic ve Sahsa Vujanic gibi tecrübeli isimlerden uygun olan bir veya ikisini de takıma monte edilebilir. Beşinci Fransa’ya baktığımız zaman ilave edilebilecekler arasında seçenekler çok fazla. Mickael Gelabale, Joakim Noah, Mickael Pietrus, Johan Petro ve Alexis Ajinca gibi NBA oyuncularından seçilecek isimler bile Fransa’yı yukarılara taşıyabilir. Hırvatlar Avrupa altıncısı oldu, ama sanki belki de süresi dolmuş bir takım görüntüsündeydiler. Mario Kasun Milli takımı bıraktığını açıkladı. Taze kan olarak Stanko Barac, Damir Markato, Ante Tamic veya Marco Tomas gibi isimlere bakılabilir, ancak şu anki görüntüleriyle onlar çok fark yaratabilecek gibi durmuyorlar.

Özetlersek, bizim üstümüzde bitiren ve 2010 Dünya Şampiyonasına katılmaya hak kazanan altı takımdan, Hırvatistan hariç hepsi daha güçlü ve iyi durumda olabilirler. Bu takımlardan Yunanistan, Slovenya ve Fransa ise çok daha güçlü ve çok daha iyi durumda gelebilirler. Dört wild card takımının üç tanesinin Avrupa’dan geleceği konusunda herkes hem fikir. Kim olabilir bunlar? Şimdiden kesin olarak konuşmak kolay değil, ancak dört takım arasında Litvanya ve Rusya olmazsa herkes çok şaşırır. Andre Kirilenko, J.R Holden ve Viktor Khryapa gibi ezberlenmiş isimlerin yanı sıra bu şampiyonada sakat olan Sahsa Kaun ismini de eklersek, Rusya çok daha güçlü bir kadroyla karşımıza çıkabilir. Litvanya ise Ramunas Siskauskas, Sarunas Jasikevicius, Rimantas Kaukenas, Darius Songalia ve Arvydas Macijauskas menüsünden bir ana yemek (oyun kurucu) iki de yardımcı yemek (skorer) eklese bambaşka bir takım olur. Avrupa’dan gelecek üçüncü ve son takımın Dirk Nowitzki izin alabildiği takdirde Almanya olacağını düşünüyorum, ama bir terslik olursa 2012 Londra Olimpiyatlarına ev sahipliği yapacak olan Büyük Britanya’nın Ben Gordon, Luol Deng ve Kelenna Azubuike ilavelerini gerçekleştirebildiği takdirde kimsenin oynamak istemeyeceği bir takım olabileceğini de unutmamak lazım.

2010 Dünya Şampiyonası için ne kadar yakınız, ya da çok mu uzaklardayız diye düşünürken, ve Polonya’yı değerlendirirken bunları da unutmamak lazım. Biz sadece Polonya’da yer alan takımların ne olabileceğini masaya yatırdık. Son iki dünya şampiyonasın da altın madalyaya uzanamayan ve hasreti gidermek isteyen ABD, süper jenerasyonunun belki de madalya için son şansını elinde bulunduran Arjantin, ve bize her zaman ters gelen Brezilya ile gününde olduklarında herkesi yenebilecek silahlara sahip Porto Riko’da bu listeye eklenecek takımlardır. Evimizde oynamanın mutlaka bazı avantajları olacaktır. Ancak evimizdeyiz diye Yunanistan, İspanya ve Sırbistan’ın her turnuvada, nerede olurlarsa olsunlar gördükleri hoş görünün ve arkalarına aldıkları rüzgârın bir benzeri beklemekte hayalcilik olur. Sonunda bu takımlar çok önemli bir seviyenin üzerinde basketbol oynuyorlar. Oynayamadıkları zaman Belgrad’da bile Sırbistan’ın halini gördük. Çok rahatça dibe vurabiliyorlar. Seyircinin desteği ve itici gücü, yorgunluklara doping, hayal kırklıklarına moral, takım içi yaşanabilecek tartışmalara veya çekemezliklere flaster bant olabilir, Ama takımın da iyi, kadronun da yeterli durumda olması daha da önemli. Bakalım “so far yet so close” mu yoksa “so close yet so far” mı?

30 Mart 2009 Pazartesi

Zamansız ol


Milli Takım maçları yaklaşınca ekranlarda, gazetelerde, billboardlarda sadece sponsorların Milli Takım reklamlarını görürüz..Verdikleri onca paranın karşılığı olarak aldıkları Milli Takım'ı kullanarak reklam yapma haklarını bu dönemde kullanırlar. Etrafta Milli Takım temalı onca reklam dönerken , işin sırrı bunların arasında farklılaşabilmek , akılda kalabilmektir.

Son İspanya maçları serisi de sponsorlara harika bir ortam yarattı. Euro 2008 süresince yarattıkları konseptler, kupadan sonra yavaş yavaş etkisini kaybetmişti ve tekrar canlandırabilmek için dünyanın en iyi takımı ve Euro 2008'in son şampiyonu İspanya ile oynanacak iki maç harika bir fırsattı.



Aynı zamanda, Federasyon ile sponsorları arasındaki sözleşmeler genelde büyük kupaların bitişiyle birlikte sona erer. Dikkat ettiyseniz, bu haftya içinde Federasyon sponsorluk anlaşmalarını yeniledi ve sözleşmeleri 2012'nin sonuna kadar uzattı , Euro 2008'in başarısından aldığı güçle de sponsorların karşısına kuvvetli bir elle çıktı ve gelirlerini artırdı.

Turkcell : Biz Kimiz , Dünya Büyükse Biz De Büyüğüz

Nike : Amansız ol

Garanti: Türko futbolu


Üç marka da uzun ve duygusal , halkı gaza getirecek metinler üzerine kurmuş kampanya kurgusunu. Biz böyle gazları çok seven bir milletiz. Bir anda o reklamdaki karakterler oluveriyoruz. Amansız bir pitbul veya Transformer modeli bir robot oluveriyoruz hemen. Yenilmeyeceğiz ya!!

Bu son kampanyalarda bir Fatih Terim motifi var. Tüm markalar Euro 2008'de bireysel olarak karzimasını daha da büyüten ve pazarlama imajı olarak gücü belki de Milli Takım'ın önüne geçen Fatih Hoca'yı reklamlarının merkezine koymuşlar. Etkileyici ses tonu ve meşhur motivasyon konuşmalarından etkilenip , gaz veren metinlerini hocaya okutmuşlar. Tabii, bunun için de Hoca'ya ekstra bireysel ücret ödemişler.


Bu tarz , Milli Takım teknik direktörünün başrol oynadığı sponsor reklamı ben şahsen çok fazla görmedim. Fatih Terim'in reklam işlerinde bu kadar çok yer alarak da doğru birşey yapmadığını düşünüyorum. Milli Takımlar sorumlusu reklam kampanyalarının yıldızı olarak bir setten öbür sete koşup cebini doldurmaz. Hele de , bu reklamlar bir başarının hikayesini anlatmıyorsa..

Milli Takım kampanyaları riskli kampanyalardır. Takım senede 3 - 5 maç yapar , bunları da kaybederse sponsorların onca çabası boşa gider. Ne olacak şimdi İspanya'ya Ali Sami Yen'de de kaybedersek!!

Amansız Boyun eğmez
Amansız diz çökmez

Zamansız olacak biraz ..